BİRĞÜN KALABALIK EDERSEM, HABERSİZ ÇEKİP ĞİDERSEM…YALNIZLIĞIM SANA EMANET….   1 comment

                           LUR SIKI GİYİN

incinecek hal kalmadı bende,
sana sadece bir tavsiye;

vedalar soğuk olur, sıkı giyin!

üşüyorum…

duracağım burada
gidişini seyredeceğim
kıpırtısız, sakin gibi görüneceğim
kavgasız olacak, fırtınasız olacak
saçma sapan olacak
organlarım birbirine vuracak
arkandan sessiz bakacağım
ben yine salağı oynayacağım…

hayalleri taştan bir sevdaydı bizimkisi. kırılmazdı. yağmura kara dayanıklıydı. çığ olup düşerdi de kendine zarar vermezdi. kopmazdı. gidişler dönüşlere gebeydi de, hep acıtırdı her el sallayış. özlemler acıydı. yürek dabırsızdı. her dönüş, doğuştu aslında yeniden. ölüp ölüp dirilmek gibi değil de, erince doğmaktı.

ama

önce hayaller öldü! (cenaze meydanda kaldı, ulu orta)

gönlüme bir kor düşer
gitme öyle zamansız
önce hayaller biter
yanar külsüz dumansız

acıyorum… ya da acıyorlar… elimde kalanları sayamıyorum. nasıl sayabilirim. ateş altında heryerim… dokunulamıyorum, onarılamıyorum, dona kaldım yanarken. sadece acıyorum, acınılıyorum… demişler inanmış, ağlayışları geçer sanmıştım. bir maddeyim… bedenim var senden kalan. benden götürdüklerini isteyemiyorum. sen giderken sen olsaydın, benden gitmezdin. sen olmadın belki de hiç!

bilmiyorum sensizliği…

baharlar hiç gelmez
mevsim hep kış olur
günlerime güneş doğmaz
hislerim uyur

takvimleri kopardım attım sen giderken. saatleri kırdım… zaman!dan söz edilmesini istemiyorum artık… kış! soğuk işte. herkese olduğu gibi… derlerdi hep de inanmazdım, vedalar soğuk olur, sıkı giyin!

ben bahardan kalmayım…
sana yangındım, ama sensiz üşüyorum… ve uyuyorum… hala!

dilimden hiç düşmez
adın hasret olur
yüreğimde sızı dinmez
gülmek güç olur

acı işte. hangi hecesinden tutarsan tut bu böyle. ne sancım diner, ne ağrım. sattım 3 kuruşa gülüşlerimi… bak gamze gamze dolmuyor yüzüm. bak acı! bak yaş! bak soğuk!

bakma… anlamayacak kadar uzağız artık. haa soğuk. demişlerdi zaten… ama yapacak birşeyim yoktu. sonunu bile bile lades dedim ben… mahkumdu!

ayrılıklar yara açar yara üstüne
yağmur ağlar sensizliğe iç çekişime
sensiz olmaz bu yerlerde dünya dar olur
eğer gidersen bu aşka çok yazık olur

gittin… yükelmin öznesi mühim değil aslında. gidildi. onarılmaz yaralarımız var artık. susuz tokluk arıyoruz belki de. yazık oldu mu? bilmem… olur mu?

sadece üşüdüğümü hissediyorum…

vedalar soğuk olurmuş, ben yolculuklara senle çıkmaya alışkındım oysa…

 

 

Posted 13 Mayıs 2009 by profjadeyesim in YEŞİM

One response to “BİRĞÜN KALABALIK EDERSEM, HABERSİZ ÇEKİP ĞİDERSEM…YALNIZLIĞIM SANA EMANET….

Subscribe to comments with RSS.

  1. ‘Sinemde gizli yaramı kimse bilmiyor Hiçbir tabip şu derdime derman olmuyor Boynu bükük bir garibim yüzüm gülmüyor Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen…” “Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen”, bu cümleyi dolamıştı diline. Bir türküyü duygularına alet etmek gibi bir şeydi yaptığı. Masanın başına geçti eline fırçayı aldı, yüzünü boyadı boyadı, hınçla karışık bir boyama işiydi bu. Yıllardır gizlediği yüzünü bir kez daha gizlemek için boyadı. Artık gerçek yüzü olmuştu bu boyalı yüz. Gerçek yüzü nasıldır bilmiyordu, izleyenler onu hep gülerken görmüşlerdi, öyle güzel boyuyordu ki yüzünü makyajını öyle bir ustalıkla yapıyordu ki; ağlarken bile güler gibi gözüküyordu. Ve öyle güzel gülüyordu ki; şiir gibiydi gülüşü derinlerde bir yerde bir çığlık kopartan bakışlarıyla süslüyordu gülüşünü ve satır aralarına gizliyordu acılarını… Salona girince herkes gülmeye hazırlanıyordu. Çok zaman kahkahalara boğuluyorlardı. Hele çocuklar o saf ve masum çocukluklarıyla ardına düşüyorlardı. Onun kırmızı burnuyla oynuyorlar, onu çıkarmaya çalışıyorlardı. Unutuyordu sahnede her şeyi, herkesi, yüreğini, yalnızlığını, acılarını, sancılarını kuliste bırakıp çıkıyordu sahneye ağlıyor, inliyor ama hep güldürüyordu. O duruş, o acı yüzünde hep asılı kalıyordu, bir iki fırça darbesiyle geçiştiriyor biraz daha beyazlık sürünce acının izleri siliniyor gibi oluyordu. Bu türküyü sadece kuliste yada makyaj masasında otururken okuyabiliyordu. Başka zamanlarda özellikle sahnede hiç türkü söylememişti… Bir gün diyordu bir gün; “Maskesiz çıkacağım ve yüreğinin karşısına ve yüreğini yakarcasına okuyacağım o türküyü ve göreceksin ağlamak nedir. Göreceksin acı hangi türküye katık olur. Gözyaşının fitilini hangi kelime ateşler. Göreceksin işte o zaman yürek yakmak ne demek. Yürek nasıl yanar onu da göreceksin. Ve bileceksin ki palyaçolar aslında maskesiz adamlardır. Asıl maskeliler yanı başınızdadır. Çünkü onların maskelerini göremezsin. Çünkü onlar, gerçek diye gösterdikleri yüzlerini maske diye kullanmaktalar. Ve onların gerçek yüzlerini; para, şöhret, makam, menfaat sularıyla yıkayınca görebileceksin… O sular ki hiçbir boyayı bu kadar güzel yıkayamaz hiçbir temizlik malzemesi. Ve hiçbir suyun bu kadar temizleyecek gücü yoktur. Düştüğünde sana uzanacak elleri ararken yıkayacak yüzlerini bu su onların. Sevgiye muhtaç olduğunda, bir sıcak dosta bir içten tebessüme ihtiyacın olduğunda yıkanacak yüzler bu suyla. İşte o zaman var ya şimdi gülüp geçtiğin palyaçoyu arayacak gözlerin… Evet ben bir palyaçoyum evet ben seni sevdim gözlerim hep seni arıyor ama sen beni sevemezsin. Benim sana verebileceğim tek şey işte bu gerçeğim olmuş boyalı yüzümdür. Evet farklı dünyaların insanıyız. Evet zenginler parayı öder ben güldürürüm, hizmetimin tam karşılığı karın tokluğudur. Ve tek sermayem işte bu yüzümdür. Ama inan ki ve bil ki, kimseyi aldatmadım, çünkü insanlar benimle aldanacak kadar bile muhabbet etmediler. Kimseyi dolandırmadım dolandıracak kadar ticaretimde olmadı. Ve kimseye yalan söylemedim, çünkü yalan söyleyecek kadar dostluklarım bile olmadı. Ve yalanlarıma inanacak dostlarım da. Evet tamamen paraya dayalı bir ilişkimiz vardı insanlarla, insanlar paralarını ödüyorlardı ve ben onları eğlendiriyordum. Ötesinde bir şey yoktu olmadı ve olamazdı da. Hatta ben sevemezdim de güldürmeye programlanmıştım benim duygularım bile olamazdı… Olsun hiçbiri umurumda değildi sadece sen vardın, arkadaşlarınla ara sıra gelir sıralarda bir yere oturur ve beni izlerdin. Sen gelince bir başka olurdu anlattıklarım ve güldürürken ağlattığım ilk insandın sen. Ben düşünce arka üstü, herkes gülünce senin gözyaşlarını görmüştüm ben yere düşerken. Ve işte o zaman anlamıştım; sende yaralıydın bir ceylan gibi ve benim acılarımı sende hissediyordun. Ve bana ilk gül veren seyircimde sendin. Yanındaki delikanlı “Palyaçoya gül mü verilirmiş” demesine rağmen uzatmıştın o gülü bana; yüreğini uzatır gibi. O gülü alıp bir gece boyunca ağlamıştım. Gözyaşlarımla suladığım gülün rengi yürek rengine dönmüş ve bir başka güzel olmuştu… Evet işte o zaman yani gerçek bir dosta ihtiyacın olduğu zaman sevgisizlikten yüreğin çatladığında ya da usandığında eksoz dumanlarından nefes almak istediğinde ve sahte gülücükleri aralayıp palyaçoyu aradığında. Gözlerin gerçek bir yüz görmek istediğinde ağlamaklıda olsa buralarda arama. Aradığın yerde olmayacağım bilinmez bir köşede ağlıyor olacağım. Ve o türküyü söylüyor olacağım. Kalbinin sesini dinle, kalbinin çağrısına uy, kalbinin çağırdığı yöne dön beni orda bulacaksın… ”Sinemde gizli yaramı kimse bilmiyor Hiçbir tabip şu derdime derman olmuyor Boynu bükük bir garibim yüzüm gülmüyor Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen…” Diyecekti, biriktirdi türküyle birlikte, biriktirdi çoğalttı enerji oldu içinde… bu yaştan sonra bu kalp bu yükü kaldıramaz diye düşündü. Garip bir heyecan sardı her yanını. İçi kıpır kıpır olmuştu. Düşünmek bile heyecanlandırmıştı onu. Anlatmak isteyip de anlatamadıklarını içinde biriktirmişti. Ama şundan emindi ki onu görse gene o masada her şey ama her şey bir kuş olup uçacaktı kalbinden, yüreğinden onu incitmeden sevecekti. Ona dokunmadan, ona ilişmeden rahatsızlık vermeden uzaktan o güldükçe gülecekti, onu güldürmek için elinden geleni yapacaktı. Her gece olduğu gibi gene o gelecek diye çıkıyordu sahneye, ve onun için yapacaktı gösterisini. Biriktirdi çoğalttı heyecanını… Kapı vuruldu garsonlardan birisi içeri girdi; – Bir bayan bunu sana vermemi istedi, – Nerde, kim; diye sordu. sesi heyecandan titreyerek, uykusundan uyandırılmış bir bebek gibi şaşkınca.. – Bilmiyorum genç ve güzel bir bayandı bunu sana vermemi söyledi ve gitti. – Teşekkür ederim. Dedi ve açtı paketi elleri titreyerek. Bir gül ve üzerinde bir not vardı elleri titreyerek aldı notu. “Sevgili palyaço, bazı geceler dostlarımla geldiğim köşedeki masada seni izledim hep. Çok şey anlattı o gülen yüzün, ağlayan o derin gözlerin. Sözlerin yoktu hareketlerinle anlattın her şeyi. Çok şey öğrendim senden, seninle ağlamayı öğrendim en azından ve hiç kimseyle de böyle ağlamamıştım. Şimdi bu şehri terk ediyorum, başka bir şehirde palyaçolarla değil ama maskeli yüzlerle yaşamak zorundayım ama kalbim o köşedeki masada olacak ve her gece seni izliyor olacağım. ”Sinemde gizli yaramı kimse bilmiyor Hiçbir tabip şu derdime derman olmuyor Boynu bükük bir garibim yüzüm gülmüyor Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen…” İmza: (Hiç birşeyin..) Kartın üzerine bir damla boya düştü, gök yere düştü, bir kuşun kanatan çığlığı böldü geceyi, bir ceylan vuruldu dağda, bir geyik ok yedi kalbinden, bir pelikan hüzünle boyun büktü sularda, bir palyaçonun kalbi dayanamadı bu acıya titredi, titredi ve düştü elinden güller yere…

    AKDэηİZ яÜZGÂяI™

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: